• ALTIN (TL/GR)
    487,31
    % 0,82
  • ÇEYREK ALTIN
    789,70
    % 0,59
  • AMERIKAN DOLARI
    7,9064
    % -0,49
  • € EURO
    9,3284
    % -0,26
  • £ POUND
    10,2309
    % -0,58
  • ¥ YUAN
    1,1799
    % 0,83
  • РУБ RUBLE
    0,1026
    % -0,25
  • BIST 100
    1.160,64
    % 0,88

Mükemmel fırtına: Gelişmekte olan ülkelerde COVID-19

Mükemmel fırtına: Gelişmekte olan ülkelerde COVID-19

Gelişmekte olan ekonomiler, azalan ihracatları, ve sıkılaşan uluslararası kredi koşulları ortamında COVID-19 salgını ile mücadele etmek durumunda. Vox’tan çevirisini yaptığımız…

Mükemmel fırtına: Gelişmekte olan ülkelerde COVID-19

Gelişmekte olan ekonomiler, azalan ihracatları, ve sıkılaşan uluslararası kredi koşulları ortamında COVID-19 salgını ile mücadele etmek durumunda. Vox’tan çevirisini yaptığımız bu makale, gelişmekte olan ülkelerin pandemi tarafından daha sert vurulacağını savunuyor çünkü mücadele etmek için devreye sokulan birçok politika önlemi daha az etkili olacak. Önemli bir nedeni, hükümetlerinin COVID-19 şokunu düzeltmek için borç vermekte zorlanmaları, çünkü bugün yapılan mali genişleme için gelecekteki vergi gelirlerine güvenilebileceği konusunda ikna etmeleri daha zor. Bu göz önüne alındığında, ekonomistlerin ve epidemiyologların, gelişmekte olan ülkeler için tasarlanmış COVID-19’a koordineli sağlık ve ekonomi politikası yanıtları üzerinde birlikte çalışması hayati önem taşımakta.

Salgının kontrol altına alınması için, iktisadi faaliyette gereken tecrit uygulamaları bu ekonomilere gelişmiş ülkelere göre daha fazla yük oluşturmakta.

Sosyal mesafe politikalarının önemli ekonomik maliyetleri var elbette. Örneğin, ekonominin yarısı kapasitesinin yarısında çalışıyorsa, üretim kaybını %25 olarak hesaplamak mümkün. İşgücü arzı üzerindeki kısıtlamalar, çalışılan etkin saatleri %30 azaltırsa, çıktı üzerindeki etki% 20 düzeyinde kalır. ABD verileri 8-14 Mart haftası ile 29 Mart-4 Nisan haftası arasında, istihdam oranının %72,7’den %60,7’ye düştüğünü, 24 milyon işin kaybedildiğini ve işsizlik oranının %4,5’ten %20,2’ye arttığını ortaya koyuyor. Çalışma çağındaki yetişkin başına çalışılan saat %25 azaldı, bu düşüşün yarısı daha düşük istihdam yerine çalışan başına azalan saatlerden kaynaklanıyor. 2017-2018 yıllarında %10 olan evden çalışma saatlerinin %60’a çıktığını görüyoruz. IMF’den gelen son veriler de, çoğu gelişmiş ülkenin 2020’nin ilk yarısında istihdam ve GSYİH’da ciddi daralmalar beklediğini gösteriyor.

Bir perspektife oturtabilmek önemli.

ABD’de 1948’den bu yana en yüksek işsizlik oranı 1982’deki %10,8 ve şimdiye kadar kaydedilen en yüksek değer 1933’te %24,9 idi. İyimser bir varsayımla, bir tek çeyrekte üretimin %20 düştüğünü ve sonra üretimin diğer çeyreklerde normale döndüğünü düşünelim. Bu senaryo, 2020 için yıllık %-5’lik ortalama büyüme oranı verir. Böyle bir düşüş, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD GSYİH’sındaki en büyük düşüşün iki katı büyüklüğünde. Eğer bir önceki çeyreğe göre % 20-25 oranında düşüş bir çeyrekten fazla devam ederse, Büyük Buhran oranında küresel bir durgunlukla karşı karşıya kalacağız demektir. 1929’dakirizde GSYİH’nın %26,7 oranında düşmesi üç yıl sürdü. Bugün bu büyüklükte bir üretim daralmasını tek çeyrekte yaşıyoruz.

Sosyal mesafe ve diğer kısıtlama politikalarının sürekliliği ve süreleri hakkındaki belirsizliğin, ilk ekonomik daralmayı artıran ve toparlanmayı yavaşlatabilecek dolaylı etkileri var:

• Tedarik zincirlerinin yeniden şekillendirilmesi ve yeni çalışma modellerini oluşturma, evden çalışma ve daha az ölçekte çalışma verimliliği düşürür.
• Artan işsizlik yavaş iyileşme anlamına gelir. Önceki durgunluklardan biliyoruz ki, işsizlikteki ani yükselişlerden sonra, iyileşme döneminde işçiler ve boş pozisyonlar arasında eşleştirme yavaş bir süreçtir.
• Çok az işletme sermayesi ve sınırlı kredi limitine sahip birçok firmanın, özellikle seyahat ve eğlence gibi temas yoğun endüstrilerde sektörden çıkması muhtemeldir. Bu işletmelerin yeniden işe döndürülmesi uzun ve maliyetli bir süreç olabilir.
• Hanehalkı ve gelir şokları yaşayan işletmeler borçlarını yerine getirmekte sorun yaşayarak borçlu oldukları bankaların sermayesini azaltabildiğinden, finansal istikrar tehdit altındadır.
• Yatırımın düşmesi muhtemeldir, istikrarlı bir gelire sahip acenteler (pandemi süresine ilişkin belirsizlik nedeniyle) ihtiyati tasarruflarını artıracak ve devam eden faaliyetlerde mal talebi, kapanan işletmelerin tamamlayıcısı malları ise, yine düşebilir.

Gelişmiş ekonomileri ciddi şekilde yavaşlatacak tüm bu faktörler, gelişmekte olan piyasalarda da, hatta bazen daha güçlü bir şekilde devrede olacak. Ayrıca, aşağıda göstereceğimiz gibi, gelişmiş ekonomilerin durgunlukla mücadele etmek ve ekonomik maliyetlerini düşürmek için kullanacağı tipik araçlar, gelişmekte olan birçok ülkede çok daha az etkili.

Gelişmekte olan ülkelerde, işgücünün büyük bir kısmı çok küçük firmalarda istihdam edilmektedir ve işçiler nispeten düşük bir eğitim seviyesine sahip. Gelişmekte olan ülkelerin bu özellikleri, sosyal mesafenin yarattığı doğrudan maliyeti artırmakta, çünkü “evden” yapılabilecek işlerin payı çok daha küçük.

Şekil 1 Evden yapılabilecek işlern payı; kişi başına GSMH (PPP)’ye göre

Mükemmel fırtına: Gelişmekte olan ülkelerde COVID-19

Kaynak: Dingel and Neiman (2020).

Yukarıdaki dolaylı etkilerin çoğu, bazı firmaların ve hanehalklarının sabit maliyetlerle karşı karşıya kalırken daha az veya hiç geliri olmadığı için ortaya çıkar. Firmalar hâlâ istihdam ettikleri emek ve sermaye maliyetini karşılamak ve hane halkı kira, gıda, sağlık sigortası vb. ödemek durumunda. Hükümetler ise gelir kayıpları yanında artan harcama ve transfer talebi ile karşı karşıya.

Mükemmel sigortalı bir ekonomide bu olmazdı. Gelir yaratanlar, kaynaklarını geçici olarak kullanmayanlara aktarır. Her birimin tüketimi kendine özgü gelir şoklarından bağımsız olarak toplam tüketim ile hareket eder.

Tabii ki, özellikle pandemi riskine karşı mükemmel bir sigorta yok. Dolayısıyla bu risk paylaşımını kısmen elde etmenin bir yolu, faiz oranının artması. Böylece geliri olan birimler daha az tüketmek ve gelir kaybedenlere para aktarmak için teşvik olurlar. Fakat bunun da iki nedenden dolayı gerçekleşmesi olası değil. Borçluların bu borçları geri ödemeye istekli ve becerisi sahibi olacakları belirsiz. Gelecekteki gelirlerinden emin olmayan potansiyel borç verenler bu nedenle likit kalmayı tercih edebilirler. Mali alana sahip hükümetler, bu sorunu çözmek için gelecekteki vergi yeteneklerinin güvenilirliğini kullanmakta: örneğin sosyal mesafesinin etkisini hafifletmek için ABD, Danimarka, Peru ve Şili, GSYİH’larının %10’undan fazlası ölçeğinde mali paketleri açıkladı. Bu programlar esasta gelecekteki vergi mükelleflerinden gelir kaybedenlere kaynak aktarmakta. Merkez bankaları ise ihtiyati tasarrufların talep ettiği likiditeyi sağlamakta.

Gelişmekte olan birçok ülkede, COVID-19 şokunu yumuşatmak için dış borçlanma mümkün değil. Büyük ölçüde, bunun nedeni, bugün mali genişleme için kullandıkları gelecekteki vergi gelirlerini güvenilir bir şekilde taahhüt edemiyor oluşları. Kişi başına gelir ile vergi kabiliyeti arasındaki negatif korelasyon (Şekil 2) yoksul ülkelerin neden finansal piyasalara daha az erişebildiğini açıklayabilir.

Şekil 2 Hibeler ve kişi başına gelir hariç devlet gelirleri
Mükemmel fırtına: Gelişmekte olan ülkelerde COVID-19
Kaynak: World Development Indicators, The World Bank.

Portföy akışlarına ilişkin veriler tam da bu hipotezi destekliyor. 24 Şubat ve 30 Mart tarihleri arasında ABD’deki kurumsal ve perakende para fonları, varlıklarını %19 artırdı. Şekil 3 bu güvenli limana kaçışın gelişmekte olan ülkelerden nasıl ani bir fon çıkışı yarattığını net göstermekte. Gelişmekte olan ekonomilerden portföy çıkışlarının hızı ve büyüklüğü, söz konusu hükümetlerin ve şirketlerin COVID-19 nedeniyle geçici gelir düşüşlerini finanse etmek için borç bulmakta çok zorlanacaklarını da anlatıyor aynı zamanda. Latin Amerika’daki seçili hükümetler için artan kredi marjları aynı hikaye.

IMF ve Dünya Bankası, gelişmekte olan ekonomilerin COVID-19 ile başa çıkmalarına yardımcı olmak için müştereken 1.160 milyar dolar sözü verdi. Bu, düşük ve orta gelirli ülkelerin toplam GSYİH’sının %4’üne karşılık gelen şaşırtıcı bir sayı. Ancak, gelişmekte olan ülkelerdeki vergilerin gelirle orantılı olduğu varsayıldığında, bu değerli yardım, durgunluk nedeniyle beklenen vergi gelir kaybından daha düşük.

Şekil 3 Gelişmekte olan ülkelere portföy akımları

Mükemmel fırtına: Gelişmekte olan ülkelerde COVID-19

Gelişmekte olan ekonomiler ilave zorluklarla karşı karşıya. Emtia ihracatçıları ihracat fiyatlarında sert bir düşüşle gelir kaybı yaşıyor. Bloomberg’in emtia fiyatları endeksi, çoğunlukla petrol fiyatlarının etkisiyle Çin’deki pandemi patlak verdiğinden bu yana %20 düştü. Zengin ve fakir birçok ülke için turizm gelirlerinin ihracata oranı %20’nin üzerinde. (Şekil 4) Sosyal mesafe ve uluslararası seyahat üzerindeki kısıtlamalar birkaç çeyrek için devam edeceğinden, bu ülkeler ithalatı azaltmak veya diğer yabancı para kaynakları bulmak zorunda kalacaklar.

Şekil 4 Kişi başına gelir ve turizm

Mükemmel fırtına: Gelişmekte olan ülkelerde COVID-19

Az gelişmiş ülkelerdeki politika yapıcılar çok zor bir politika ikilemi ile karşı karşıya. Toplumlarını zayıf sağlık altyapısı ile salgından korumak zorundalar. Aynı zamanda, büyük olumsuz küresel şokların vurduğu ekonomilerde uzamış sosyal mesafe politikaları yıkıcı olabilir çünkü sosyal uzaklığın maliyetini hafifleten sosyal sigorta poliçelerini finanse etmekte zorlanacaklar. Salgını kontrol altına almaya karar veren bir politika yapıcı, sürü bağışıklığı aşı yoluyla, muhtemelen bir buçuk yıl veya bir buçuk yıl içinde sağlanana kadar sosyal mesafe politikalarının kalıcı olacağını düşünerek hesap yapmalı.

Bir toplum COVID-19 ile ilişkili ölümlerden kaçınmak için ne kadar tüketimden vazgeçmeli? Ekonomistler bu soruyu cevaplamak için çerçeveler geliştirdiler. Jones ve diğ. (2020), ölme olasılığının artması nedeniyle vazgeçilen tüketimle mevcut tüketimin faydası arasındaki dengeyi hesaplamakta. ABD parametreleriyle ilgili temel tahminleri, salgının müdahale olmadan yayılmasına izin vermenin maliyetinin, bir yıllık tüketimin yaklaşık %25’i olduğu. Daha az gelişmiş bir ülkede bir yıllık tecridin maliyeti muhtemelen daha yüksektir.

Nüfusun daha küçük bir alt kümesini izole eden hedefli sosyal mesafeli politikalar, pandemiyi içermenin ekonomik maliyetini hafifletebilir. Sıklıkla önerilen hedefli müdahale stratejilerinden biri, yalnızca bulaşıcı olan kişileri izole etmek. Bu tercihin ise verimli bürokrasiler, yüksek kaliteli sağlık altyapısı ve geniş mali alana sahip ileri ülkelerde bile zor olduğu kanıtlanmış durumda. Savunulan bir diğer politika, yaşlı insanlar gibi daha fazla risk altındaki bireylerin hedeflenen izolasyonu. Bu strateji, daha genç bir nüfusa sahip gelişmekte olan piyasa ekonomilerini ilgilendirebilir, ancak birden fazla neslin kapsamlı bir şekilde birlikte yaşadığı bir ortamda uygulanması zor olabilir.

Sonuç

Özetle, COVID-19 salgını son 100 yılda gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin karşılaştığı en büyük makroekonomik şok olma potansiyeline sahip. Bu şok, özellikle tecrite maruz kalan nüfusun belirli kısımlarını daha ağır vuracak. Birçok gelişmiş ekonomi, kaynaklarını güvenli ortamlarda çalışanlardan en riskli çalışanlara aktararak ekonomik şokun etkisini azaltabilecek. Bununla birlikte, bu tür politikaların gelişmekte olan ülkelerde mevcut olması olası değil, bu da sağlık ve refah arasındaki politika yapıcıların tercihlerini daha da belirgin hale getirmekte.

Bu göz önüne alındığında, ekonomistlerin ve epidemiyologların, gelişmekte olan ülkeler için uygun olan COVID-19’a yönelik koordineli sağlık ve politika tepkileri tasarlamak için birlikte çalışması hayati önem taşımakta.

Vox CEPR Policy Portal- Constantino Hevia, Pablo Andrés Neumeyer